1207 — 1273

Mevlânâ'nın Hayatı

Belh'ten Konya'ya uzanan bir ömrün izleri

Doğum ve İlk Yıllar

Mevlânâ Celaleddin-i Rumi, 30 Eylül 1207'de o dönem Horasan'ın merkezi sayılan Belh şehrinde (bugünkü Afganistan) dünyaya geldi. Tam adı Muhammed Celalüddin el-Belhî'dir. "Rumi" lakabı ise hayatının büyük bölümünü geçirdiği Anadolu, yani eski Rum diyarından gelir.

Babası, dönemin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh emiri soyundan Mümine Hatun'dur. Bahaeddin Veled, "Bilginlerin Sultanı" (Sultanü'l-Ulema) unvanıyla tanınır ve bu unvan hem onun eserinin hem de aile geleneğinin simgesidir.

Göç Yılları (1212–1228)

Moğol istilasının yaklaştığı haberini alan Bahaeddin Veled, ailesiyle birlikte Belh'i terk etti. Bu uzun ve meşakkatli göç yolculuğunda küçük Celaleddin'in yaşı henüz beş ile sekiz arasındaydı.

Nişabur'da kısa bir konaklama sırasında büyük şair ve mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile karşılaştılar. Attar, genç Celaleddin'i görünce babasına:

"Bu çocuğun ruhu ateş gibi, bir gün çok sayıda âşığın kalbini tutuşturacak." dedi ve ona kendi şiirlerini içeren Esrarnâme'yi hediye etti.

Göç yolculuğu Bağdat, Mekke, Medine, Şam ve Malatya üzerinden yıllarca sürdü. Bu yolculuklar hem Celaleddin'in eğitimini hem de dünya görüşünü derinden şekillendirdi.

Konya'ya Yerleşme (1228)

Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad'ın daveti üzerine aile, 1228 yılında Konya'ya yerleşti. Konya, o dönem Selçuklu devletinin parlak kültür merkezi ve başkentiydi. Bahaeddin Veled burada büyük saygı gördü; medreselerde ders verdi.

1231 yılında Bahaeddin Veled'in vefatıyla Celaleddin, babasının dini ve ilmî mirasını devraldı. Konya'daki İplikçi Medresesi'nde ders vermeye başladı. Kısa sürede öğrencileri arasında büyük bir saygınlık kazandı.

Seyyid Burhaneddin ile Olgunlaşma (1232–1241)

Babası Bahaeddin Veled'in en yakın müridi Seyyid Burhaneddin Muhakkik-i Tirmizî, 1232 yılında Konya'ya geldi. Yaklaşık dokuz yıl boyunca Celaleddin'in hem manevi hem de ilmî olgunlaşmasında rehberlik etti. Seyyid Burhaneddin onu Halep ve Şam'a göndererek dönemin büyük âlimleriyle buluşmasını sağladı.

Bu dönemde Celaleddin hem derin ilahiyat bilgisini pekiştirdi hem de tasavvufun inceliklerine gerçek anlamda nüfuz etti. Artık büyük bir medrese hocasıydı; öğrencileri, halifeleri ve müridleri etrafında toplanmaktaydı.

Şems-i Tebrizi ile Dönüşüm (1244)

Mevlânâ'nın hayatını kökten değiştiren an, 15 Kasım 1244'te yaşandı. Konya çarşısında veya bir handa gizemli derviş Şemseddin Muhammed-i Tebrizi ile karşılaştı.

Şems, Mevlânâ'ya sordu: "Hazret-i Muhammed mi büyük, Beyazıd-ı Bistami mi?" Bu ve benzeri sorularla başlayan derin tartışma, aralarında eşsiz bir bağ doğurdu. Mevlânâ medreseyi bıraktı; öğrencilerini, kitaplarını, gündelik hayatı bir kenara koydu. Şems ile haftalar, aylar boyunca halvette kaldı.

"Ben yanarken o beni aydınlattı. Ben susarken o benim dilim oldu."

Bu dönüşüm, başarılı bir din âlimini özgün bir şair ve mutasavvıfa dönüştürdü. Şems ona yalnızca tasavvufu değil, ilahi aşkı ve şiirin gücünü de öğretti.

Şems'in Kayboluşu ve Ayrılık Acısı

Mevlânâ'nın çevresindekiler bu ilişkiyi kıskanıyor, anlayamıyordu. Baskılar karşısında Şems, 1246'da Şam'a kaçtı. Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled gidip onu geri getirdi; ancak 1248'de Şems yeniden kayboldu. Bazı rivayetlere göre öldürüldü.

Bu acı ayrılık, Mevlânâ'nın içindeki şair ruhunu iyice alevlendirdi. Divan-ı Kebir'in büyük bölümü bu dönemde, Şems'e duyulan özlem ve aşkın terennümü olarak doğdu. Pek çok şiirini "Şems" imzasıyla kaleme aldı.

Mesnevi'nin Yazılması (1258–1273)

Mevlânâ'nın yakın dostu ve müridi Hüsameddin Çelebi, bir gün cebinden küçük bir kağıt çıkardı; üzerinde Mesnevi'nin ilk 18 beytini okurken Mevlânâ gözlerini kapattı ve yazmaya başladı. Bu şekilde doğan Mesnevi, yaklaşık 15 yıl boyunca devam etti.

Altı cilt ve 26.660'tan fazla beyitten oluşan bu şaheser; peri masalları, hayvan hikayeleri, peygamber kıssaları ve derin tasavvuf öğretileriyle örülüdür. Doğu'da "Farsçanın Kur'anı" olarak anılır.

Son Yıllar ve Vuslatı

Hayatının son dönemlerinde Mevlânâ hastalandı. Konya halkı, devlet büyükleri, esnaf ve dervişler onun iyileşmesi için dua etti. Buna karşın 17 Aralık 1273'te, Konya'da 66 yıllık ömrünü tamamlayarak Hakk'a kavuştu.

Ölümünü "Allah'ına kavuşma gecesi" olarak nitelendiren Mevlânâ'nın vasiyeti netti: "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız. Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir."

Bugün türbesinin bulunduğu Mevlânâ Müzesi, Konya'nın ve Türkiye'nin en çok ziyaret edilen kültürel mekânlarından biridir. UNESCO, 2007'yi "Dünya Mevlânâ Yılı" ilan etmiştir.

Kronoloji

Yaşamın Dönüm Noktaları

1207
Doğum
Belh şehrinde dünyaya geldi. Babası Bahaeddin Veled, dönemin büyük âlimleri arasında yer alıyordu.
1212
Belh'i Terk
Moğol istilası haberleri üzerine aile yola çıktı. Nişabur'da Ferîdüddin Attar ile tarihi karşılaşma yaşandı.
1220
Mekke Yolculuğu
Uzun göç sırasında Mekke, Medine ve Şam'a uğrandı. Celaleddin dini ilimlere olan ilgisini pekiştirdi.
1228
Konya
Sultan Alaeddin Keykubad'ın daveti üzerine Konya'ya yerleşildi. Kalıcı yurt bulundu.
1231
Babanın Vefatı
Bahaeddin Veled vefat etti. Mevlânâ medreseye geçti, baba mirasını devraldı.
1232
Seyyid Burhaneddin
Dokuz yıl sürecek maneviyat eğitimi başladı. Halep ve Şam'da ileri düzey ilim çevreleriyle buluştu.
1244
Şems ile Karşılaşma
15 Kasım — Hayatının en büyük dönüm noktası. Şems-i Tebrizi ile karşılaşma ve tam bir dönüşüm.
1248
Şems'in Kayboluşu
Şems gizemli biçimde ortadan kayboldu. Ayrılık acısı büyük şiirler doğurdu.
1258
Mesnevi Başlangıcı
Hüsameddin Çelebi'nin teşvikiyle dünyanın en büyük tasavvuf şiirlerinden biri yazılmaya başlandı.
1273
Şeb-i Arus
17 Aralık — Hakk'a kavuştu. Ölümünü "düğün gecesi" olarak vasiyet etmişti.
Reklam Alanı